Kategori: Özel Yazılar

  • İSTANBUL SÖZLEŞMESİ NEDİR? #İstanbulSözleşmesiYaşatır

    İSTANBUL SÖZLEŞMESİ NEDİR? #İstanbulSözleşmesiYaşatır

    İSTANBUL SÖZLEŞMESİ YAŞATIR

    Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi, yani kısa adıyla İstanbul Sözleşmesi, 2011 Mayıs ayında İstanbul Çırağan Sarayı’nda imzalanmış ve 2014 yılında Türkiye’de yürürlüğe girmiş bir bölgesel insan hakları sözleşmesidir. Sözleşme Avrupa bölgesini kapsamaktadır. Bu yazıda sözleşmenin amacı ve kapsamının yanı sıra geçtiğimiz yılın sonunda benim de katılmış olduğum Prof. Dr. Feride Acar’ın Maltepe Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Kültür UNESCO Kürsüsü açılış konuşması bağlamında da İstanbul Sözleşmesi’nin uyulması gerekilen yükümlüklerinin neler olduğu, uygulamanın Türkiye’de ne durumda olduğu ve Türkiye hakkında raporlar tartışılacak ve bu tartışma bağlamında Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi (CEDAW) açısından da kadına yönelik şiddet değerlendirilecektir.

    İlk olarak Türkiye’de kadına yönelik şiddetin vahim tablosuna bakıldığında geçtiğimiz yıl 400’ün üzerinde kadın erkekler tarafından öldürüldü. Öte yandan bunlar devletin sunmuş olduğu resmi rakamlar değil. Prof. Dr. Feride Acar, bu konuda resmi tutulmuş istatistiklerin olmadığını, bunların sivil toplum kuruluşları tarafından verilen rakamlar olduğunu ifade ediyor ve ekliyor; ‘’Türkiye’de kadınların %62’si eşlerinin kontrol edici davranışlarına maruz kalıyor. Evlenme yaşı düştükçe şiddete maruz kalma oranı artıyor ve özellikle Türkiye’de kadınlar en güvenli görünen yer olan evlerinde, kendilerine en yakın erkekler tarafından şiddete maruz kalıyor.’’

    Acar, dünyada bu konuda son 50 yılda bir ilerlemenin olduğunu, standart uygulamalar geliştirildiğini aktarıyor. Kadın örgütlerine, sivil toplum kuruluşlarına olan desteğin öneminin de altını çizen Acar, anlaşmaların da yerinin çok önemli olduğunu ancak uygulama varsa anlaşmaların anlamı olduğunu aktarıyor.

    Kadına yönelik şiddet için çeşitli yasalar, uluslararası anlaşmalar mevcut. Bunlardan biri olan CEDAW, kadına karşı her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına yönelik uluslararası bir sözleşme. İstanbul Sözleşmesi için de aynı durum geçerli ancak bu sözleşmelerin içerik ve kapsam bakımından birbirinden ayrıldığı noktalar mevcut. İlk olarak ortak noktalara değinecek olursak; bu iki sözleşme de hukuki bağlayıcılığı olan yani bir devlet tarafından kabul edildiği zaman yükümlülüklerinin yerine getirilmesinin mecburi olduğu anlaşmalar. Her iki sözleşmeyi de değerlendiren bağımsız uzman heyetler vardır. Prof. Dr. Feride Acar her iki heyetin de içinde yer almıştır. Öte yandan Acar’ın da altını çizdiği gibi devletler bunları imzalamak için zorlanmıyorlar, kendi istekleri ile imza atıyorlar. Bunlar dışında bir de genel tavsiye niteliğinde olan Madde 19 ve Madde 35 mevcut. Bunlar CEDAW sürecinden çıkmış bazı kararlar. Ancak bu maddeler doğrudan bağlayıcı değil. Ancak Prof. Dr. Feride Acar, esnek hukuk olarak da ele alınan bu maddelerin önemine yönelik son yıllarda alınan kararlar olduğunu aktarıyor. Tüm bunların yanında kadın haklarına yönelik Birleşmiş Milletler bildirgeleri de bulunmakta (BM Kadınlara Yönelik Şiddet Bildirgesi, BM Pekin Eylem Platformu).

    Kadına yönelik şiddeti ve kadın haklarını kapsayan anlaşmalara değindikten sonra CEDAW ve İstanbul Sözleşmesi arasındaki farklılıklara değinilecek olursa; CEDAW uluslararası bir sözleşme, İstanbul Sözleşmesi ise Avrupa bölgesini kapsıyor. CEDAW, kadınların her alanda haklarına odaklanan bir sözleşme iken İstanbul Sözleşmesi kadına yönelik şiddete odaklanıyor. CEDAW’a göre kadınların insan hakları bireysel ve evrenseldir. Kadınlar haklarına doğuştan sahiptirler ve dünyanın hiçbir yerinde bu doğru değişmez. Her türlü kadını, kadınlığı kapsar.  İstanbul Sözleşmesi için de bu bakış açısı söz konusudur sadece ilgilendikleri nokta bakımından İstanbul Sözleşmesi kadına yönelik şiddete odaklanır. Öte yandan İstanbul Sözleşmesi’nin en temel ayırıcı noktalarından biri sunduğu bakış açısıdır. Sözleşme, kadınlar ve erkekler arasında tarihten bu yana bir eşitsizlik olduğunu vurguluyor ve bu eşitsizliğin kadınların ayrımcılığa maruz kalmasına neden olduğunu söylüyor. Kadına yönelik şiddet ise bu ayrımcılığın en ileri hallerinden biri. İstanbul Sözleşmesi’ne göre kadına yönelik şiddetin nedeni yapısal dinamiğin doğurduğu eşitsizlik. Prof. Dr. Feride Acar, ülkemizde bulunan bu eşitsizliği şu şekilde açıklıyor; ‘’Türkiye’de fırsat eşitliğinden sık bahsediliyor bu bir gerçek ancak sonuçlar da önemli. Kız ve oğlan çocuklarının eğitim alma hakları var ancak kızlar daha az eğitim alıyorsa burada bir eşitlik yoktur. Kadınlar ve erkekler, aynı süre aynı iş için çalışıyor ancak erkekler kadınlardan daha fazla maaş alıyorsa burada eşitlik yok demektir. Burada ayrımcılık vardır.’’

    İşte yapısal olan bu eşitsizliğe karşı İstanbul Sözleşmesi’nin bakış açısı, şiddetin kaynak noktasının bu olduğu ve temel olarak bunun giderilmesi gerektiğidir. Devletin doğrudan sorumluluğu vardır ki bu sözleşmeyi diğer sözleşmelerden ayırır. Devlet, şiddeti, ayrımcılığı önlemek için, eğitim sistemine, geniş kitlelere ulaşabilecek uygulamalar sunmalı, ayrımcı davranışlara yönelik yasalar çıkartmalıdır. Burada sözleşmenin özellikle altını çizdiği kadına yönelik şiddet türlerine odaklanacak olursak bunlar; zorla evlendirme, psikolojik şiddet, kadınların genital sakatlanması, ısrarlı takip, zorla gebeliği sonlandırma veya kısırlaştırma, cinsel şiddet, tacizdir. Sözleşmeye göre taraf devletler, kendi ceza yasalarında bu şiddetlere yönelik önlemler almak ile yükümlüdürler.

    Peki eşitsizliğin yapısal olduğunu vurgulayan İstanbul Sözleşmesi’ne kadar nasıl bir bakış açısı vardı?

    Prof. Dr. Feride Acar, yaptığı konuşmada şimdiye kadar kadına yönelik şiddette 4 temel yaklaşım olduğunu ve bunların; önleme, koruma, soruşturma ve kovuşturma olduğunu ifade ediyor ve bunların artık tek başına yeterli olmadığının farkına varıldığını ekliyor. İstanbul Sözleşmesi de işte bu bakış açısına sahip. Mağduru korumak, suçlaya ceza vermek sözleşmeye göre yeterli çözümler değil. Yeterli çözüm devletlerin sözleşme gereği yükümlük oldukları gibi toplumu eğitmek, kadına yönelik şiddete bakış açısını değiştirmek, dengesizlikleri giderecek uygulamalar oluşturmaları, yapıyı değiştirmeleri gerekiyor. Sözleşme uluslararası koordineli, bütüncül bir şekilde yaklaşımı savunuyor.

    Bir diğer önemli konuda imza ve onay farkı. İmza devletlerin sözleşme için niyetlerini belirtir. Ancak onay uygulamayı da içerir. Türkiye İstanbul Sözleşmesi’ni hem ilk imzalayan hem de ilk onaylayan ülkedir. Ancak sözleşmeyi imzalayan ülkeler arasında henüz onaylamayanlar vardır. Bunun nedeni bazı ülkeler önce sözleşmeye göre kendi iç mevzuatlarını düzenler,  uygulayabilecek duruma getirdikten sonra sözleşmeyi onaylar. Böylece sözleşme uygulanmış da oluyor. Ancak Türkiye’nin imzası ve onayı bulunsa da uygulama konusunda yerine getirmediği yükümlülükleri vardır. Prof. Dr. Feride Acar konuşmasında CEDAW ve İstanbul Sözleşmesi’ni denetleyen heyetlerin en son Türkiye raporunu da yer verdi. İlk olarak 2017 CEDAW raporuna göre Türkiye’de kadınlar adalete ulaşmakta zorlanıyorlar, kültürdeki başlık parası, erken yaşta evlilik gibi unsurlar hala yoğun olarak devam etmekte. Bunlarla  yeteri kadar mücadele edilmiyor vurgusu yer almakta. Öte yandan Türkiye’de kadına yönelik şiddetin bildirilmediği, gerçek oranların bilinmediği vurgusu da yapılmış, iyi hal indirimi  eleştirilmiş.

    CEDAW aynı zamanda kültüre vurgu yapan ilk sözleşme olması nedeniyle de önemlidir ve Türkiye raporunda da kadına yönelik şiddet içeren kültürel uygulamalara da yer vermiştir. İstanbul Sözleşmesine bakıldığında ise tıpkı CEDAW’daki gibi kültür, adet, din, gelenek veya sözde namus gibi kavramların kadına yönelik şiddet için gerekçe olarak gösterilemeyeceğine yer verilmiştir.

    İstanbul Sözleşmesi’nin Türkiye’ye yönelik uygulama raporu ise 2018’de yayınlanmıştır. İstanbul Sözleşmesi’nin ülkeleri uygulamada değerlendirmesinin diğer sözleşmelerden farklı bir yanı ise heyetin (GREVIO) bizzat ülkeye gelip denetim yapmasıdır. Türkiye hakkındaki son rapora göre; devlet toplumsal cinsiyet eşitliği ile kadına yönelik şiddet arasındaki bağlantıyı ayırt edememiş, politika geliştirmiyor vurgusu yapılmış. Ayrıca sözleşmenin dördüncü bölümü olan koruma ve destek bölümünde devletlerin yükümlü oldukları, 7/24 telefon hattının hala olmadığı, sığınma evlerinin az olduğu, kadına yönelik şiddeti önlemek amacıyla ayrılan finansal kaynağın az olduğu belirtilmiş, sivil toplum kuruluşları ile birlikte çalışılmalı vurgusu yapılmıştır.

    Sonuç olarak kadına yönelik şiddet, uluslararası anlaşmalar, İstanbul Sözleşmesi ve Prof. Dr. Feride Acar’ın konuşması ışığında tartışılacak olursa; ilk olarak imza ve onay arasındaki fark üzerinden Türkiye her ne kadar İstanbul Sözleşmesi’ne ilk imza atan ve onaylayan ülke olsa da uygulamada sorunlar yaşayan bir ülkedir gerçeği karşımıza çıkıyor. İstanbul Sözleşmesi’nin vurguladığı devletin yükümlülükleri ve Türkiye’de kadına yönelik şiddet CEDAW ve GREVIO raporları göz önünde bulundurulduğunda ise devletin kadına yönelik şiddet için gerekli yükümlülüklerini yerine getirmediği görülmektedir. İstanbul Sözleşmesi açısından değinilmesi gerekilen bir diğer nokta ise sözleşmenin orijinal dili olan İngilizce’den çeviride ‘’Ev İçi Şiddet’’ ibaresinin ‘’Aile İçi Şiddet’’ olarak çevrilmesidir. Sözleşmeye göre yükümlülüklerde orijinal dil esas alınır. Yani ev içi şiddet ibaresine göre devletlerin yükümlülükleri vardır. Düşündürücü olan kısım ise şiddeti aile içerisinde olduğu zaman tanıyan, partneri, sevgilisi ile birlikte yaşayan kadınlara yönelik şiddeti ise tanımayan bakış açısıdır. Bu bakış açısını İstanbul Sözleşmesi’nin temel vurgusu olan yapısal eşitsizlikler bağlamına dahil etmek ve bu bağlamda eleştirmek gereklidir. Bu eleştiri kadına yönelik yapısal olarak sistematikleştirilen şiddeti anlamak açısından önemlidir. Ayrıca sözleşmenin dördüncü maddesi; temel haklar, eşitlik ve ayrımcılık yapılmaması maddesinde yer alan cinsel yönelime yönelik ayrımcılığı da reddeden ibareden duyulan rahatsızlığın, nefret söylemleri ile sık sık dile getirilmesi hatta sözleşmeden çekilmeye yönelik yapılan vurgular da yine yapısal eşitsizliğin nasıl yine yeni yeniden ülkemizde üretildiğini çarpıcı bir şekilde gözler önüne sermesi açısından önemlidir.

    Yazıyı sonlandırmadan önce son olarak sözleşmenin maddelerinin tek tek okunmasının, farkına varılmasının kuşkusuz önemli olduğu ancak asıl önemli olanın yapısal eşitsizliğin farkına varmak, İstanbul Sözleşmesi’nin bakış açısını kavramak ve aynı toplumda yaşayan bireyler olarak kişisel yükümlülüklerimizi, kadına yönelik şiddete karşı olan duruşumuzu gözden geçirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Aksi takdirde sözleşmeye imza atan ve onaylayan ancak gerekli yükümlülükleri yerine getirmeyen koca bir insan yığınından başka bir şey olamayacağımızı düşünüyorum.

    Kürşat KEŞAN

    İstanbul Sözleşmesi;

    https://rm.coe.int/1680462545

  • ÖMC İle Yılbaşı Moduna Girin!

    ÖMC İle Yılbaşı Moduna Girin!

    • MØ’dan “New Year’s Eve”:

    “Lean On” ve “Final Song” gibi Tropikal EDM beatli şarkılarda kendisini gördüğümüz Danimarkalı yıldız MØ’nun bu Yılbaşı arifesi şarkısı sizi yavaşça moda sokmaya yetecek kadar güçlü. MØ’nun kendi şarkısı olan New Year’s Eve’de şarkıcının kendi tarzını da hissedebilirsiniz.

    • Allie X’den “Last Xmas”:

    Bir yeni yıl klasiği olan “Last Christmas” şarkısını Allie X’in elektro pop tarzında dinlemeye hazır olun. Güçlü vokalleriyle şarkıyı tuzlayan Allie X, Yılbaşı şarkıları konusunda da ne kadar becerikli olduğunu bu yorumunda da göstermiş bizce.

    • Ariana Grande’den “Santa Tell Me”:

    Geçtiğimiz her yıl ününe ün katan Ariana Grande’nin 2014 yılında yayınlanan orijinal yeni yıl şarkısı “Santa Tell Me” yeni bir yılbaşı klasiği olmaya aday. Kusursuz sesiyle şarkının sıcak sözlerini söylerken şarkıda ona yılbaşı çanları eşlik ediyor. Oldukça popüler olan şarkının bir klibi de bulunmakta.

    • Katy Perry’den “Cozy Little Christmas”:

    Pop müziğin kraliçelerinden Katy Perry, geçen yıl yayınladığı yılbaşı şarkısı ile yılbaşı eğlencenize katılmaya hazır. İsmi gibi sıcacık bir şarkı olan “Cozy Little Christmas”ın klibi ise bu yıl, geçtiğimiz günlerde yayınlandı.

    • Kacey Musgraves ve Lana Del Rey’den “I’ll Be Home for Christmas”:

    Country müziğin yükselen yıldızı Kacey ve melankolik müziğin prensesi Lana, bir yılbaşı klasiğini yorumlamak için güçlerini birleştirmiş, çok da iyi yapmışlar! Dikkat; şarkının yeni yorumu, 2 dakika boyunca sizi uzaklara götürebilir.

    • Billie Eilish’den “come out and play”:

    Küçük yaşta yıldızı parlayıp kariyerinin zirvesini yaşayan Billie’nin bu şarkısında bir kar küresi içinde bembeyaz sokaklarda yürürken kendinizi bulabilirsiniz. Sıcacık kahvenizi alıp sevdiklerinizle beraber olmanızı dileyeceğiniz bu şarkıyı dinlerken fazla duygusallaşmanız olağan.

    • Taylor Swift’ten “Christmas Tree Farm”:

    Geride bıraktığımız on yılın en başarılı sanatçısı seçilen Taylor Swift, geçtiğimiz günlerde yayınladığı Christmas Tree Farm şarkısı ile yılbaşı şarkıları furyasına katılmaya karar vermiş, bizce oldukça başarılı olmuş, ve şarkıyı tek başına yazmış! Klasik Taylor Swift. MØ’nun “Yılbaşı Arifesi” şarkısıyla başlattığımız listemizi Swift’in yepyeni şarkısıyla da bitirelim, hepinize mutlu yıllar dileyelim!

    Playlistimizi Spotify üzerinden dinleyebilirsiniz!

  • YÜKSELİŞTE: Doja Cat, Iggy Azalea, Angèle

    YÜKSELİŞTE: Doja Cat, Iggy Azalea, Angèle

    DOJA CAT:

    Günümüzde gittikçe trap beatleri ile süslenmeye başlanan hip-hop/rap şarkılarından sıkıldıysanız, 2010’ların başlarında hayatımıza giren Nicki Minaj’ın renkli, pop karması hip hop şarkılarını özlediyseniz Amerika’nın yükselen yıldızı Doja Cat tam da size göre! Geçtiğimiz yıl “MOOO!” şarkısıyla ismini duyuran ve internette tam anlamıyla bir “meme” olan Doja Cat, bu şarkının arkasındaki ilhamı çok net bir şekilde açıklıyor: “İnek kostümümleyken bir anda inekler hakkında şarkı yazasım geldi.”

    “MOOO!”nun da içinde bulunduğu ilk albümü Amala, şarkıcının gerçek ismini taşıyor. Şarkıcı dedim, çünkü Doja Cat aynı zamanda bir vokalist. Hip-hop şarkılarında bir popçunun ismini düet olarak görmeye çok alışkınız fakat Doja Cat ikisini de kendisi yapabiliyor, bu yıl yayınladığı Hot Pink albümüyle de bunu yeniden kanıtladı. Albümün 5. Şarkısı olan “Say So” ise bunun en iyi örneklerinden. Nakaratında ince notalarla şarkıyı süslerken dizelerinde de Nicki Minaj’ın ilk albümlerini hatırlatan bir tarzda rap yapıyor. “Rules” şarkısında ise rap yeteneğinin ne kadar gelişmiş olduğunu dünyayla paylaşıyor. Doja’nın kliplerinin de ne kadar renkli ve güzel olduğunu söylemeden de geçmemek lazım. Bizce herkes Amala’ya bir şans vermeli.

    Önerilerimiz: Bottom Bitch, MOOO!, Juicy, Cyber Sex ve Rules

    IGGY AZALEA:

    Iggy Azalea ismine hepimiz 2014’ten beri aşinayız. Fancy, Black Widow ve Kream gibi hitleriyle adından söz ettiren biriydi, fakat şu an nerede? Iggy, Grammy adayı olan ilk albümü The New Classic’ten sonra plak şirketiyle problemler yaşadı, ikinci albümünü tam yayınlanma eşiğindeyken iptal etti! Plak şirketinden kötü muamele gördüğünü her fırsatta hayranlarıyla paylaşan Azalea pes etmedi, şirketinden ayrıldı ve bağımsız müzik yapmaya başladı.

    Bağımsız projesi In My Defense, Iggy’nin müzikten asla vazgeçmeyeceğinin bir kanıtı. İlk albümü The New Classic’in aksine bu albüm çok daha karanlık ve trap beatleriyle döşenmiş, bir nevi Cardi B tarzı müzik yapmaya başladı diyebiliriz, poptan uzak. Bu albümden çıkardığı “Sally Walker”, “Started” ve “Fuck It Up” gibi şarkılarla varlığını hatırlatan Azalea, geçtiğimiz günlerde yeni EP’si Wicked Lips’i yayınladı. Bağımsız da başarılı işlere imza atabileceğini gösteren Azalea, bu EP’de In My Defense’in aksine biraz daha pop müzikle karıştırmış şarkılarını, EP’den çıkan ilk single “Lola” ise bunun en iyi örneklerinden. Iggy, müziğine verdiği özeni kliplerinde de gösteriyor ve oldukça derin klipler ortaya koyuyor. Fakat Lola’yı sevenlere bi’ kötü haber verelim, Iggy bir daha pop düetlerinden oluşan pop-rap tarzı bir albüm yapmayı düşünmüyormuş. Biz de onu istediği hip hop tarzıyla kabul etmeliyiz görünüşe göre.

    Önerilerimiz: Lola, Started, Just Wanna, Freak of The Week ve Personal Problem

    ANGÈLE:

    Hip-hopçı kızlarımızdan sonra sizi Avrupa’nın batı kıyılarına, Belçika’ya, bir popçunun yanına götürelim dedik. Angèle, bu sıralar özellikle de Fransızca konuşan ülkeler arasında oldukça popüler! Angèle, pop yapıyor fakat bunu olabildiğince yumuşak bir şekilde yapıyor. Yumuşak derken, gerçekten yumuşak. Yaptığı müzik duyabileceğiniz en tatlı şey olabilir, bizden söylemesi. Fransızca ve İngilizceyi şarkılarında harmanlamaktan da çekinmeyen birisi kendisi. (bknz. La Loi de Murphy, Flemme, Victime des réseaux vs.)

    Sosyal problemleri ve klasik aşk temalarını ele alan şarkılardan da oluşan “Brol” albümü geçen yıl yayınlandı. Albümde yumuşak tınılı keyboard ve synthler hakimken her şarkıda kendinizi başka bir yerde bulabilirsiniz. “Balance ton quoi” şarkısında feminist tavrını korkmadan gösteren Angèle, en büyük hiti “Tout oublier”da abisi Roméo Elvis ile düet yapıyor. Abisi de kendisi gibi bir müzisyen olan babasının rapçi oğlu. Anneleri ise bir komedyen, sanatçı bir aileden böyle bir kız çıkmasına şaşmamak gerek!

    Brol ile yakaladığı başarıyı devam ettirmek isteyen Angèle, Kasım ayında albümün daha genişletilmiş bir versiyonu olan “Brol La Suite”i yayınladı. Bu yeni versiyon, 6 yeni şarkıyı içerirken aynı zamanda bir LGBT+ aşkını masalımsı bir tarzda anlatan Ta Reine şarkısının orkestralversiyonunu da içinde barındırıyor. İlk albümün temasını kucaklayan bu genişletilmiş versiyonda “Perdus” ve “Que du Love” gibi biraz daha karanlık şarkılar yer alıyor. Angèle, kesinlikle keşfedilmeyi bekleyen birisi.

    Önerilerimiz: Flemme, Balance ton quoi, Perdus, La Loi de Murphy ve Nombreux

  • Zaman Tüneli: Lana Del Rey’in yeni amiral gemisi: “Norman Fucking Rockwell”

    Zaman Tüneli: Lana Del Rey’in yeni amiral gemisi: “Norman Fucking Rockwell”

    Geçtiğimiz Ağustos ayında alternatif melankolik müziğin kraliçesi Lana Del Rey yeni albümü “Norman Fucking Rockwell”i yayınladı. Elizabeth Grant, sahne adıyla Lana Del Rey, bu albümüyle yepyeni bir sayfa açarak yeni müzikal kariyerine bir adım attı. Peki bundan önce Lana Del Rey kimdi ve nasıldı?

    2012 yılında tüm zamanların en çok satan kadın alternatif albümü unvanını kazanan ilk albümü “Born to Die”ı yayınladığında şarkılarında ele aldığı depresif, yaşlı kocasının parası içip ölüp biten bir 50’ler kadını imajı Grant’ın başını epey bir ağrıtmıştı. Albüm çok başarılıydı, ne çıkarsa hit oluyordu fakat eleştirmenler bu yeni kadını bir türlü sevememişti. Herkes onu ün için yapmacık, depresif bir karakter oluşturduğu için suçlarken 2014 yılında yayınladığı çok ses getiren albümü “Ultraviolence” ile bu iddiaları resmen haklı çıkarıyordu. Albüm, bir önceki albümün aksine tam bir rock albümüydü ve şarkıların sözleri çok daha sertti. Yine depresyon, para derken işin içine uyuşturucu ve şiddet girince her ne kadar böyle olması sevilse bile eleştirmenler, feministler ve aktivistler bundan sonra Grant’ın üstünden çıkmayacak bir imajı yaratmak için kolları sıvamıştı. Genç kızların masum lolitası gitmiş, aykırı bir genç gelmişti ortaya.

    “Bana vurdu ve bir öpücük gibi hissettirdi”. Lana Del Rey, bu sözlerin ne kadar problematik olabileceğinin farkında değildi.  

    Bütün bu eleştiriler, şiddet ve uyuşturucu sonucunda bir de sevgilisinden ayrılan Lana Del Rey, hemen ardındaki yıl çok daha sessiz, sakin, ama bir o kadar da duyarlı bir albüm çıkarmıştı. “Honeymoon”. Ama bu albümün devam ettirdiği bir şey daha vardı; depresyon. Hem de hiç olmadığı kadar. 

    Aşk, para, uyuşturucu üçlüsünden uzaklaşıp kahküller kestirip evinin hanımı imajına bürünen Del Rey, balayında iç sancılarına ve varoluşsal sıkıntılarına yer verdi ve en kişisel şarkılarını yazdı. Tam iki yıl sonra iyileşen Elizabeth Grant, Lana Del Rey’e yeni bir soluk getirdi: mutluluk. Yeni albümü Norman Fucking Rockwell’de de -biz ona artık “NFR” diyeceğiz- dediği gibi mutluluk bir kelebekti artık.

    Yakalayanındır. İlk başta “ölmek için doğduk” diye bir albüm yapan Del Rey, şimdi yaşam arzusu, “Lust For Life” diye bir albüm yapmıştı. Önceki iki albümü Ultraviolence ve Honeymoon’u kendi için yapmıştı ve dinlemesi oldukça ağır albümlerdi fakat bu albümü hayranları için yapmıştı, içine de 5 düet şarkı koymuştu. Asap Rocky, Stevie Nicks, The Weeknd ve Sean Ono Lennon gibi isimlerle düet yapan Del Rey, bu albümde artık mutlu olduğunu, siyahlardan mavilere süzüldüğünü anlatmıştı ve politik konulara da yer vermişti.

    Bu yıla kadar depresyonu, mutluluğu işleyen; rock, pop, alternatif hatta hip hop’ı müziklerinde gördüğümüz Lana Del Rey, tüm bunları dahi prodüktör Rick Nowels ile yapmıştı. Fakat yeni albümü “NFR”i bir başka dahi prodüktör olan Taylor Swift’in “1989”, Lorde’un

    “Melodrama”sını yaratan adam Jack Antonoff ile çalıştı. Antonoff, Lana’ya o kadar iyi gelmiş olacak ki bir yılda kocaman, yepyeni bir albüm yaptılar. Lana, bir partide Antonoff ile çalıştığını ve ilk olarak “Love Song”u, en son da “Fuck it i love you”yu yazdıklarını söyledi. Del Rey, bu albümde söz yazarlığını oldukça geliştirip depresif olup yardım bekleyen birinden mutlu olup yardım eden birine dönüştü. İlk olarak 2018 yılının eylül ayında piyano ve elektro gitar eşliğinde “Yolunu kaybedersen elimi tut. Denizde kaybolursan ben de seni kendime geri çekeceğim. Çok uzaklara bakma, yanındayım, ben seninim…” diyen “Mariners Apartment Complex”i çıkardı. Eleştirmenlerin ağzını kapatan ve çok sevilen şarkının hikayesini Lana Del Rey, BBC Radio 1’e böyle açıkladı:

    “Bu şarkı, biriyle yaşadığım bir olayla alakalı. Gece geç saatte yürüyorduk ve arkadaşının evinin olduğu sitenin önünde durduk. Elini omzuma attı ve dedi ki ‘İkimizde mutsuzuz ve mahvolmuşuz. Bence bu yüzden beraberiz.’ Ona üzgün olmadığımı, ve neden böyle hissettiğini anlamadığımı söyledim. Sonuç olarak bayağı üzüldü ve ben de bu şarkıyı yazdım.” 

    Şarkı, eleştirmenlerden tam not aldıktan tam bir hafta sonra albümden yeni şarkı “Venice Bitch” yayınlandı. Oldukça romantik olan bu şarkı tam 9 dakika idi. Lana Del Rey, şirketinin ondan 3 dakikalık bir pop şarkısı istediğini fakat onun araba sürerken uzaklara dalıp rahatlayabileceğimiz bir şarkı yapmak istediğini söyledi. Grant’ın her istediğini yapan şirketi izin verdi ve ortaya böyle bir şarkı çıktı. Ve aynı gün albümün “NFR” olacağı açıklandı. Norman Rockwell, Grant’ın da çok sevdiği Amerikalı bir ressamdır ve şarkıcımız, araya “fucking” ekleyerek Amerikan rüyasının eskiden nasıl olduğuna ve şu an nasıl bozulduğuna bir vurgu yapmak istemiş.

    Lana, aynı zamanda bir şiir kitabı yazıyordu ve kitapla albümü kısa aralıklarla çıkaracağını söylemişti. Kitabın 2018’de, albümün 2019’un başında yayınlanması gerekiyordu fakat işler öyle gitmedi. Lana, yeni albümünden “How to Disappear”, “Cinnamon Girl” ve “Love Song” başta olmak üzere birçok şarkının kesitlerini durmadan Instagram hesabında paylaşmaya başladı fakat albüm hala ortada yoktu. Takvimler ocak ayını gösterirken Lana, belki de yaptığı en kişisel şarkısı olan “hope is a dangerous thing for a woman like me to have – but i have it” yayınlandı. Sadece piyanoya eşlik eden Lana’nın muhteşem vokalleri, kendisinin modern bir Sylvia Plath olduğunu söylüyordu. Zayıf bünyeli modern dünyanın ürünü olan bir kadın gibi göründüğünü, fakat ne kadar mutlu olmaya çabalarsa çabalasın depresyona benzettiği kapı bekçisinin her gece onun evine geldiğini söylüyordu bu şarkıda.  

    “hope” da eleştirmenlerde olumlu bir izlenim bıraksa bile hala ortada söz verildiği gibi bir albüm ortada yoktu. Albüm ertelenmişti derken mayıs ayında Lana Del Rey, bir Sublime coverı olan “Doin’ Time”ı yayınlamıştı. Şarkı oldukça hareketli idi ve Born to Die ile yakaladığı pop müzik kitlesini kendisine geri çekmişti ve kısa sürede şarkının ses videosu 20 milyonu geçmişti. 3 ay yeniden inzivaya çekilen Lana, temmuz ayının son gününde yeni albümü “NFR”in 30 Ağustos’da yayınlanacağını açıkladı. Albüm kapağında boyanmış gökyüzünün altında bir gemide yolunu kaybedenlere elini uzatan Del Rey’in yanında oyuncu Duke Nicholson yer alıyor. Sahalara geri dönen Lana Del Rey, albüm duyurusundan bir hafta sonra Scary Stories to Tell In The Dark filmi için hazırladığı “Season of The Witch” coverını ve Amerika’da dönen politik kargaşalara, silah kanununa değinen politik şarkısı “Looking For America”yı yayınladı. Albümden bir hafta önce “Fuck it i love you” ve “The greatest” şarkılarını içeren 9 dakikalık bir klip yayınlandı derken 30 Ağustos’da Lana Del Rey, 5. stüdyo albümü “NFR”i piyasaya sürdü.

    Albümde yer alan “Mariners Apartment Complex” ve “California” şarkıları muhteşem sözleri ve prodüksiyonları ile Lana’nın artık iyileşmeye ihtiyacı olan değil, iyileştiren kişi olduğunu kanıtlamıştı. Sağlığı artık oldukça yerinde olan ve muhteşem sözler yazmaya başlayan Lana, eleştirmenlerden aldığı muhteşem puanların da keyfini çıkardı. Albüm, Metacritic’de 87 puan alarak en yüksek puanlı albümü olmayı başardı derken Pitchfork dergisi de üstüne 9.3 puan vererek Lana’nın yeni albümünü son 10 yılda yayınlanan en iyi kadın albümü ilan etti. Albüme ayrıca 2016 yılında Lust for Life albümü için yapılan “The Next Best American Record” şarkısı ve Sublime coverı olan “Doin’ Time” da dahil edilmişti. Herkesçe çok sevilen bu yeni albümünde Lana, söz yazarlığını kanıtlarken piyano şarkıları olan “NFR”, “Bartender”, “Happiness is a butterfly” ve “hope is a dangerous thing for a woman like me to have – but i have it” ile vokallerinin de ne kadar güçlü olduğunu kanıtlamıştı. Birçok yer tarafından yılın albümü olduğu düşünülen ve 2020 Grammy’leri için güçlü bir aday olan Norman Fucking Rockwell, bizce Lana’nın ne kadar geniş kapsamlı ve kendini geliştirebilen biri olduğunu kanıtlar nitelikte. Pop müzik ve Born To Die albümü hayranları bu albümde “Doin

    Time”, “Fuck It i love you” ve “Cinnamon Girl” şarkılarıyla keyiflenirken alternatif rock ve

    Ultraviolence albümünün hayranları “California”, “Mariners Apartment Complex” ve “The greatest” şarkıları ile günlerini şenlendirebilirler. 

    Kısacası, Lana Del Rey geri döndü ve şimdi hiç olmadığı kadar daha dürüst ve güçlü.  

    Albümden öne çıkan parçalar:

    • Mariners Apartment Complex
    • Cinnamon Girl
    • The greatest
    • Bartender
    • hope is a dangerous thing for a woman like me to have – but i have it

    Enstrümanlarla gerçekten çok iyi anlaşan ve gittikçe söz yazarlığını geliştiren Lana Del Rey’in yeni albümüne bizim puanımız tam puan;

    10/10 

ÖMC Dergi
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.