İSTANBUL SÖZLEŞMESİ NEDİR? #İstanbulSözleşmesiYaşatır

0
395

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ YAŞATIR

Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi, yani kısa adıyla İstanbul Sözleşmesi, 2011 Mayıs ayında İstanbul Çırağan Sarayı’nda imzalanmış ve 2014 yılında Türkiye’de yürürlüğe girmiş bir bölgesel insan hakları sözleşmesidir. Sözleşme Avrupa bölgesini kapsamaktadır. Bu yazıda sözleşmenin amacı ve kapsamının yanı sıra geçtiğimiz yılın sonunda benim de katılmış olduğum Prof. Dr. Feride Acar’ın Maltepe Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Kültür UNESCO Kürsüsü açılış konuşması bağlamında da İstanbul Sözleşmesi’nin uyulması gerekilen yükümlüklerinin neler olduğu, uygulamanın Türkiye’de ne durumda olduğu ve Türkiye hakkında raporlar tartışılacak ve bu tartışma bağlamında Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi (CEDAW) açısından da kadına yönelik şiddet değerlendirilecektir.

İlk olarak Türkiye’de kadına yönelik şiddetin vahim tablosuna bakıldığında geçtiğimiz yıl 400’ün üzerinde kadın erkekler tarafından öldürüldü. Öte yandan bunlar devletin sunmuş olduğu resmi rakamlar değil. Prof. Dr. Feride Acar, bu konuda resmi tutulmuş istatistiklerin olmadığını, bunların sivil toplum kuruluşları tarafından verilen rakamlar olduğunu ifade ediyor ve ekliyor; ‘’Türkiye’de kadınların %62’si eşlerinin kontrol edici davranışlarına maruz kalıyor. Evlenme yaşı düştükçe şiddete maruz kalma oranı artıyor ve özellikle Türkiye’de kadınlar en güvenli görünen yer olan evlerinde, kendilerine en yakın erkekler tarafından şiddete maruz kalıyor.’’

Acar, dünyada bu konuda son 50 yılda bir ilerlemenin olduğunu, standart uygulamalar geliştirildiğini aktarıyor. Kadın örgütlerine, sivil toplum kuruluşlarına olan desteğin öneminin de altını çizen Acar, anlaşmaların da yerinin çok önemli olduğunu ancak uygulama varsa anlaşmaların anlamı olduğunu aktarıyor.

Kadına yönelik şiddet için çeşitli yasalar, uluslararası anlaşmalar mevcut. Bunlardan biri olan CEDAW, kadına karşı her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına yönelik uluslararası bir sözleşme. İstanbul Sözleşmesi için de aynı durum geçerli ancak bu sözleşmelerin içerik ve kapsam bakımından birbirinden ayrıldığı noktalar mevcut. İlk olarak ortak noktalara değinecek olursak; bu iki sözleşme de hukuki bağlayıcılığı olan yani bir devlet tarafından kabul edildiği zaman yükümlülüklerinin yerine getirilmesinin mecburi olduğu anlaşmalar. Her iki sözleşmeyi de değerlendiren bağımsız uzman heyetler vardır. Prof. Dr. Feride Acar her iki heyetin de içinde yer almıştır. Öte yandan Acar’ın da altını çizdiği gibi devletler bunları imzalamak için zorlanmıyorlar, kendi istekleri ile imza atıyorlar. Bunlar dışında bir de genel tavsiye niteliğinde olan Madde 19 ve Madde 35 mevcut. Bunlar CEDAW sürecinden çıkmış bazı kararlar. Ancak bu maddeler doğrudan bağlayıcı değil. Ancak Prof. Dr. Feride Acar, esnek hukuk olarak da ele alınan bu maddelerin önemine yönelik son yıllarda alınan kararlar olduğunu aktarıyor. Tüm bunların yanında kadın haklarına yönelik Birleşmiş Milletler bildirgeleri de bulunmakta (BM Kadınlara Yönelik Şiddet Bildirgesi, BM Pekin Eylem Platformu).

Kadına yönelik şiddeti ve kadın haklarını kapsayan anlaşmalara değindikten sonra CEDAW ve İstanbul Sözleşmesi arasındaki farklılıklara değinilecek olursa; CEDAW uluslararası bir sözleşme, İstanbul Sözleşmesi ise Avrupa bölgesini kapsıyor. CEDAW, kadınların her alanda haklarına odaklanan bir sözleşme iken İstanbul Sözleşmesi kadına yönelik şiddete odaklanıyor. CEDAW’a göre kadınların insan hakları bireysel ve evrenseldir. Kadınlar haklarına doğuştan sahiptirler ve dünyanın hiçbir yerinde bu doğru değişmez. Her türlü kadını, kadınlığı kapsar.  İstanbul Sözleşmesi için de bu bakış açısı söz konusudur sadece ilgilendikleri nokta bakımından İstanbul Sözleşmesi kadına yönelik şiddete odaklanır. Öte yandan İstanbul Sözleşmesi’nin en temel ayırıcı noktalarından biri sunduğu bakış açısıdır. Sözleşme, kadınlar ve erkekler arasında tarihten bu yana bir eşitsizlik olduğunu vurguluyor ve bu eşitsizliğin kadınların ayrımcılığa maruz kalmasına neden olduğunu söylüyor. Kadına yönelik şiddet ise bu ayrımcılığın en ileri hallerinden biri. İstanbul Sözleşmesi’ne göre kadına yönelik şiddetin nedeni yapısal dinamiğin doğurduğu eşitsizlik. Prof. Dr. Feride Acar, ülkemizde bulunan bu eşitsizliği şu şekilde açıklıyor; ‘’Türkiye’de fırsat eşitliğinden sık bahsediliyor bu bir gerçek ancak sonuçlar da önemli. Kız ve oğlan çocuklarının eğitim alma hakları var ancak kızlar daha az eğitim alıyorsa burada bir eşitlik yoktur. Kadınlar ve erkekler, aynı süre aynı iş için çalışıyor ancak erkekler kadınlardan daha fazla maaş alıyorsa burada eşitlik yok demektir. Burada ayrımcılık vardır.’’

İşte yapısal olan bu eşitsizliğe karşı İstanbul Sözleşmesi’nin bakış açısı, şiddetin kaynak noktasının bu olduğu ve temel olarak bunun giderilmesi gerektiğidir. Devletin doğrudan sorumluluğu vardır ki bu sözleşmeyi diğer sözleşmelerden ayırır. Devlet, şiddeti, ayrımcılığı önlemek için, eğitim sistemine, geniş kitlelere ulaşabilecek uygulamalar sunmalı, ayrımcı davranışlara yönelik yasalar çıkartmalıdır. Burada sözleşmenin özellikle altını çizdiği kadına yönelik şiddet türlerine odaklanacak olursak bunlar; zorla evlendirme, psikolojik şiddet, kadınların genital sakatlanması, ısrarlı takip, zorla gebeliği sonlandırma veya kısırlaştırma, cinsel şiddet, tacizdir. Sözleşmeye göre taraf devletler, kendi ceza yasalarında bu şiddetlere yönelik önlemler almak ile yükümlüdürler.

Peki eşitsizliğin yapısal olduğunu vurgulayan İstanbul Sözleşmesi’ne kadar nasıl bir bakış açısı vardı?

Prof. Dr. Feride Acar, yaptığı konuşmada şimdiye kadar kadına yönelik şiddette 4 temel yaklaşım olduğunu ve bunların; önleme, koruma, soruşturma ve kovuşturma olduğunu ifade ediyor ve bunların artık tek başına yeterli olmadığının farkına varıldığını ekliyor. İstanbul Sözleşmesi de işte bu bakış açısına sahip. Mağduru korumak, suçlaya ceza vermek sözleşmeye göre yeterli çözümler değil. Yeterli çözüm devletlerin sözleşme gereği yükümlük oldukları gibi toplumu eğitmek, kadına yönelik şiddete bakış açısını değiştirmek, dengesizlikleri giderecek uygulamalar oluşturmaları, yapıyı değiştirmeleri gerekiyor. Sözleşme uluslararası koordineli, bütüncül bir şekilde yaklaşımı savunuyor.

Bir diğer önemli konuda imza ve onay farkı. İmza devletlerin sözleşme için niyetlerini belirtir. Ancak onay uygulamayı da içerir. Türkiye İstanbul Sözleşmesi’ni hem ilk imzalayan hem de ilk onaylayan ülkedir. Ancak sözleşmeyi imzalayan ülkeler arasında henüz onaylamayanlar vardır. Bunun nedeni bazı ülkeler önce sözleşmeye göre kendi iç mevzuatlarını düzenler,  uygulayabilecek duruma getirdikten sonra sözleşmeyi onaylar. Böylece sözleşme uygulanmış da oluyor. Ancak Türkiye’nin imzası ve onayı bulunsa da uygulama konusunda yerine getirmediği yükümlülükleri vardır. Prof. Dr. Feride Acar konuşmasında CEDAW ve İstanbul Sözleşmesi’ni denetleyen heyetlerin en son Türkiye raporunu da yer verdi. İlk olarak 2017 CEDAW raporuna göre Türkiye’de kadınlar adalete ulaşmakta zorlanıyorlar, kültürdeki başlık parası, erken yaşta evlilik gibi unsurlar hala yoğun olarak devam etmekte. Bunlarla  yeteri kadar mücadele edilmiyor vurgusu yer almakta. Öte yandan Türkiye’de kadına yönelik şiddetin bildirilmediği, gerçek oranların bilinmediği vurgusu da yapılmış, iyi hal indirimi  eleştirilmiş.

CEDAW aynı zamanda kültüre vurgu yapan ilk sözleşme olması nedeniyle de önemlidir ve Türkiye raporunda da kadına yönelik şiddet içeren kültürel uygulamalara da yer vermiştir. İstanbul Sözleşmesine bakıldığında ise tıpkı CEDAW’daki gibi kültür, adet, din, gelenek veya sözde namus gibi kavramların kadına yönelik şiddet için gerekçe olarak gösterilemeyeceğine yer verilmiştir.

İstanbul Sözleşmesi’nin Türkiye’ye yönelik uygulama raporu ise 2018’de yayınlanmıştır. İstanbul Sözleşmesi’nin ülkeleri uygulamada değerlendirmesinin diğer sözleşmelerden farklı bir yanı ise heyetin (GREVIO) bizzat ülkeye gelip denetim yapmasıdır. Türkiye hakkındaki son rapora göre; devlet toplumsal cinsiyet eşitliği ile kadına yönelik şiddet arasındaki bağlantıyı ayırt edememiş, politika geliştirmiyor vurgusu yapılmış. Ayrıca sözleşmenin dördüncü bölümü olan koruma ve destek bölümünde devletlerin yükümlü oldukları, 7/24 telefon hattının hala olmadığı, sığınma evlerinin az olduğu, kadına yönelik şiddeti önlemek amacıyla ayrılan finansal kaynağın az olduğu belirtilmiş, sivil toplum kuruluşları ile birlikte çalışılmalı vurgusu yapılmıştır.

Sonuç olarak kadına yönelik şiddet, uluslararası anlaşmalar, İstanbul Sözleşmesi ve Prof. Dr. Feride Acar’ın konuşması ışığında tartışılacak olursa; ilk olarak imza ve onay arasındaki fark üzerinden Türkiye her ne kadar İstanbul Sözleşmesi’ne ilk imza atan ve onaylayan ülke olsa da uygulamada sorunlar yaşayan bir ülkedir gerçeği karşımıza çıkıyor. İstanbul Sözleşmesi’nin vurguladığı devletin yükümlülükleri ve Türkiye’de kadına yönelik şiddet CEDAW ve GREVIO raporları göz önünde bulundurulduğunda ise devletin kadına yönelik şiddet için gerekli yükümlülüklerini yerine getirmediği görülmektedir. İstanbul Sözleşmesi açısından değinilmesi gerekilen bir diğer nokta ise sözleşmenin orijinal dili olan İngilizce’den çeviride ‘’Ev İçi Şiddet’’ ibaresinin ‘’Aile İçi Şiddet’’ olarak çevrilmesidir. Sözleşmeye göre yükümlülüklerde orijinal dil esas alınır. Yani ev içi şiddet ibaresine göre devletlerin yükümlülükleri vardır. Düşündürücü olan kısım ise şiddeti aile içerisinde olduğu zaman tanıyan, partneri, sevgilisi ile birlikte yaşayan kadınlara yönelik şiddeti ise tanımayan bakış açısıdır. Bu bakış açısını İstanbul Sözleşmesi’nin temel vurgusu olan yapısal eşitsizlikler bağlamına dahil etmek ve bu bağlamda eleştirmek gereklidir. Bu eleştiri kadına yönelik yapısal olarak sistematikleştirilen şiddeti anlamak açısından önemlidir. Ayrıca sözleşmenin dördüncü maddesi; temel haklar, eşitlik ve ayrımcılık yapılmaması maddesinde yer alan cinsel yönelime yönelik ayrımcılığı da reddeden ibareden duyulan rahatsızlığın, nefret söylemleri ile sık sık dile getirilmesi hatta sözleşmeden çekilmeye yönelik yapılan vurgular da yine yapısal eşitsizliğin nasıl yine yeni yeniden ülkemizde üretildiğini çarpıcı bir şekilde gözler önüne sermesi açısından önemlidir.

Yazıyı sonlandırmadan önce son olarak sözleşmenin maddelerinin tek tek okunmasının, farkına varılmasının kuşkusuz önemli olduğu ancak asıl önemli olanın yapısal eşitsizliğin farkına varmak, İstanbul Sözleşmesi’nin bakış açısını kavramak ve aynı toplumda yaşayan bireyler olarak kişisel yükümlülüklerimizi, kadına yönelik şiddete karşı olan duruşumuzu gözden geçirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Aksi takdirde sözleşmeye imza atan ve onaylayan ancak gerekli yükümlülükleri yerine getirmeyen koca bir insan yığınından başka bir şey olamayacağımızı düşünüyorum.

Kürşat KEŞAN

İstanbul Sözleşmesi;

https://rm.coe.int/1680462545